Çocuklarda Konuşma Bozuklukları Terapisi

ÇOCUKLARDA KONUŞMA BOZUKLUKLARI TERAPİSİ

Ülkemizde halk arasında pek de önemsenmeyen ‘genetik geç konuşması annesi de, babası da geç konuşmuştu’ gibi söylemler aslında konuşmanın ve dil becerisinin önemli bir sorun olduğunun farkındalığında olunmadığını göstermektedir. Ayrı bir dal olarak gelişimsel pediatrinin kendini gösteren ana konularından birisini oluşturmaktadır.

Çoğu zaman sağlam çocuk izleniminde fiziksel sorunlar üzerine yoğunlaşıldığından dil ve konuşma bozuklukları aile tarafından bir yakınma olmadıkça atlanabilmektedir.

Dil ve konuşma birbirinden farklı iki olgudur. Dil de algı ve ifade olarak  kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Algı; yazılanların ve söylenilenlerin anlamlandırılmasıdır. İfade ise düşüncelerin ve duyguların sözlü ve yazılı aktarımı için dilbilgisi kurallarına uyarak hedef kelimelerin seçilmesidir. Ayrıca göz kontağı ve sohbet sırasına göre uyumlu konuşulması da dilin bir parçasıdır.

Fiziksel olarak sözel ifade eylemleri konuşma olarak tanımlanmaktadır. İlgili organların koordinasyonu ile konuşma gerçekleşmektedir. Akıcılık, seslerin boğumlanması, ses kalitesi ve konuşma ile ilgili kavramlardır. Belli gelişim basamaklarını takip ederek dil gelişimi sağlanmaktadır. Bu basamakların takibini ebeveynlerin yapması gerekir. Zaman geçtikçe algı ve ifadeye yeni kazanımlar eklenir:

6 aylık bebeklerin : Gözleri ile sesleri takip etmeleri,

9 aylık bebeklerin : Seslere dönüp bakmaları, kendileri ile konuşulduğunda dinlemeleri ve sık kullanılan nesnelerin isimlerini tanımaları,

12 aylık bebeklerin : Tek kademeli yönergeleri yerine getirmeleri, 

18 aylık bebeklerin : Sorulduğunda en az bir vücut kısmını parmakla gösterebilmeleri,

24 aylık çocukların : Basit talimatları yerine getirmeleri, basit hikayeleri, şarkıları dinlemeleri ve birkaç vücut kısmını gösterebilmeleri,

3-4 yaş arası çocukların : “Kim”, ”ne”, “nerede” ve “neden” sorularını cevaplayabilmeleri,

beklenir.

Yukarıda bahsedilen basamaklar algı olduğu gibi ifade de belli basamaklar takip edilmelidir. Babıldamanın, sesleri taklit etmeye çalışmanın, net olmasa da bir veya birkaç kelime söylemenin ve beden dili kullanımının gözlenmesi Birinci yaşın dolması ile beklenir. Bir buçuk yaşında, 3 ila 20 kelimenin dağarcığa eklenmiş olması, kelimelerin çoğunun isimlerden oluşması ve jest ile mimiklere sesleri ekleyerek iletişim kurması gerekir. İki kelimeyi bir araya getiriyor olmaları ve ses ile sözcükleri taklit ediyor olmaları iki yaşındaki çocuklardan beklenendir. Konuşmanın aile dışındaki kişiler tarafından da anlaşılır olması, dört ve daha fazla kelimeden oluşan cümleler kuruyor olmaları üç-dört yaşları arasında beklenir.

 

GECİKMENİN NEDENLERİ?

Kapsamlı bir değerlendirme, dil ve konuşma gelişiminin basamaklarının takip edilemediği durumlarda yapılmalıdır. Bu gecikmenin işitsel, nörolojik (çocukluk apraksisi, serebral palsi, dizartri vs.), genetik (Down sendromu, yarık damak, Fragile-X vs.) veya nöropsikiyatrik (otizm) gibi sebepleri olabilir. ‘ İkinci dil ve konuşma problemleri ‘ bu sebeplerden görülen dil ve konuşma gecikmesine denilmektedir. Örneğin, belirgin fiziksel özellikler içeren sendromlar (Down sendromu gibi) ve sağırlık daha erken teşhis edilebilir. Ancak hemen tespit edilemeyen, semptomları daha geç ortaya çıkan bozukluklar (otizm gibi)  geç teşhis edilebilir(Toğram ve Maviş 2009).

1-GENETİK FAKTÖR : Dil ve konuşma gecikmesi herhangi bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkabileceği gibi genetik, işitsel, nörolojik veya nöropsikiyatrik bir bozukluğun sonucu olabilmektedir. Bir risk faktörü olarak, cinsiyet etkili etkendir. Erkeklerde kızlara oranla dil ve konuşma gecikmesi görülmesi riski daha fazladır. Bu oran üç kat fazladır. Ayrıca, ailede konuşma gecikmesi yaşayan bireylerin olması bu riski iki katına çıkarmaktadır

 Bir diğer risk faktörü ise doğumda görülen olaylardır. Düşük doğum ağırlığı ve erken doğum olarak belirlenmiştir. 37 haftadan erken doğan çocuklarda veya ideal doğum ağırlıklarının %85’inden daha düşük ağırlıkla doğan çocuklarda dil ve konuşma gecikmesi riski iki kat fazladır.

2-ELEKTRONİK MEDYA : Elektronik medya, dil ve konuşma gelişiminde gecikmeye sebep olan bir diğer faktördür. İnternet, playstation, televizyon, bilgisayar vb. teknolojilerin yoğunlaştığı elektronik ortamda yetişen çocuklar, gerek aile içi iletişimin gerekse kendi yaşıtları ile iletişimin azalmasına bağlı olarak giderek daha geç konuşmaya başlamaktadırlar. Özellikle iki yaş öncesi çocukların televizyon izlemeleri dil ve konuşma gelişimini olumsuz etkilediği için önerilmemektedir.

3-AİLENİN ETKİSİ : Dil gecikmesi gözlenen çocuklarda kendiliğinden geçmesini beklemek tehlikeli ve risklidir. Beklemek erken müdahalenin katkılarını önleyebilir. Okul çağında da dil bozuklukları yaşama riski, dil gecikmesi yaşayan çocuklarda görülmektedir. Araştırmalar okul çağında okuma ile ilgili zorluk yaşayan çocukların, iki–beş yaş arası dil bozukluğu yaşayan çocuklarda gözlemlendiği görülmektedir. 

Ailelerin, çocuklarının sağlığını ve gelişimini izleme sürecine katılımı giderek daha çok önerilmekte kendi rollerinin belirlenmesi konusunda ve görüşlerinin alınmasının, sorunların erken tanılanması gerekliliği vurgulanmaktadır (Hall ve Elliman, 2003).

Değerlendirme ve tedavi hizmetlerinde kullanılan ölçümlerin dil ve konuşma sorunlu çocuklara yönelik bilgileri, aileden alınan bilgilere bıraktığı görülmektedir (Glogowska ve Campbell, 2000). Dolayısıyla terapi alan çocukların aileleri;

• Ailelerin terapiye katılma konusunda desteklenmeli, motive edilmeli ve bu sorumluluk bilincinde tedavi sürecinde yapılması gereken rol tam olarak yapılmalıdır.

• Aile katılımı önemlidir çünkü, sorunların erken tanılanması ve önlenmesi aşamasında gözlem yapma çocuğu her fırsatta gözlemleyebilecek aileler tarafından yapılmaktadır. Bu konuda aileler cesaretlendirilmelidir.

 

DİL VE KONUŞMA SORUNU İÇİN EN ÖNEMLİ ÜÇ FAKTÖR

Sırasıyla aileler, öğretmenler ve dil ve konuşma terapistleri bu sorun ile ilgili en önemli faktörlerdir. Ve üçünün de uyumlu olarak birbirlerini çocuğu gözleme konusunda bilgilendirmelidirler.

1.Aileler : Aileler olumlu tutum geliştirmesini sağladığında terapilerin çocuğun sorununa karşı, konuşma terapisinin çocuğun (varsa) diğer alanlardaki geriliklerini de olumlu yönde etkilemektedir ve terapide öğrendiklerini gündelik yaşamında konuşma sorunlu çocuk rahatlıkla kullanabilecektir.

2.Öğretmenler :  Öğretmenlerinin de okul yaşındaki çocuklarının konuşma terapi seanslarını gözlemesi gerekmektedir. Ayrıca  terapiste ve aileye çocuğun terapileri konusunda bilgilendirme yapması gerekir.

Derslerde uyumsuz davranışlar sergileyip sergilemediklerini konuşma sorunlu çocuklarda gözlemlerler. Çocuğun konuşamama sorununun ilerde öğrenme güçlüğüne dönüşeceğini bilmelidirler. Ayrıca konuşma sorunlu çocuklarda bazı farklı davranışların görülebileceğini bilerek; çocukla okulda arkadaşlarının alay edip etmediğini, hiperaktif ve uyumsuz olabileceklerini veya çocuğun konuşmasının bozuk olup olmadığını okulda fark etmeleri gerekmektedir.

3. Terapistler : Terapistler kordineli çalışarak gözlem formlarını ailelere ve öğretmenlere vermelidirler.Terapilerin her tarafta devam etmesi sağlanmalı oluk ortamına bağlı kalınmamalıdır. Ayrıca çocukların sosyal etkinliklere katılmasını teşvik edilerek konuşma sorunu için etkinlik sağlanmalıdır. Çocukların rahat olabileceği ve  kendini ifade edebileceği ortamlar sunulmalıdır. (Kızılay, Ankara da bulunan Erdem Psikiyatri Merkezi uygun terapi ortamında uzman kadrosu ile konuşma terapisi hizmeti vermektedir.)

 

ÇOCUK NE ZAMAN DİL TERAPİSTİNE YÖNLENDİRİLMELİ?

Babıldama olmaması, sessiz harflerin kısıtlı kullanılması ve ağırlıklı olarak sesli harfler ile babıldamanın gerçekleşmesi dokuz aylık bebeklerde bir risk faktörüdür. İşaret etme ve jestlerin görülmemesi on iki aylık bebeklerde değerlendirme gerektiğine işarettir. En az üç kelimenin olmaması ve ebeveyn sorduğunda 5-10 nesneye veya kişiye bakılmaması on beş aylıkken de bir risk faktörüdür. “anne”, “baba” ve başka isimler kullanılmıyorsa ve tek kademeli basit yönergeler yerine getirilmiyorsa on sekiz aylıkken değerlendirme gerekmektedir. İki yaşındaki bir çocuğun beden dili ile kurduğu iletişime sesi ile eşlik etmiyorsa ve istek üzerine resimlere veya vücut kısımlarına işaret etmiyorsa, en az 25 kelimesi yok ise bir dil ve konuşma terapistinin görüşüne başvurulmalıdır.

İki buçuk yaşında sorulara söz veya baş sallama yolu ile yanıt vermiyorsa ve iki kelimeyi biraraya getirip özne ve yüklem kombinasyonları yapmıyorsa da değerlendirmeye başvurulmalıdır. Üç yaşındayken sorulara yanıt olarak birkaç sözcükten oluşan kalıpları tekrarlıyor (ekolali), edat ve yüklemleri anlamıyor ve iki kademeli yönergeleri yerine getiremiyorsa, herhangi bir yaşta kazanımlar kaybediliyor ve en az 200 kelime kullanmıyor, isteklerini isimleri ile ifade etmiyor, geriye gidiş gözleniyorsa da zaman geçirmeden dil ve konuşma terapistine yönlendirilmelidir(Kayiran vd. 2012). 

 

ÇİFT DİLLE YETİŞEN ÇOCUKLAR 

İki dilin birbirine karıştırılması çift dilli yetişen çocuklarda gözlenebilir ama dil gelişimi arttıkça bu durum azalır. Kavramsal esneklik açısından çift dilli yetişen çocukların tek dille yetişenlere oranla daha avantajlı olduğu düşünülmektedir

 

DİL VE KONUŞMA BOZUKLUĞUNUN SOSYAL BAŞARILARA ETKİSİ

Akademik/sosyal başarılarına yönelik tutumlarını dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklarda olumsuz etkilediği  görülmektedir. 
 

DİL VE KONUŞMA TERAPİSİ

3 yaş öncesi başlayan tedavi çocuğun gelişimsel eğrisini değiştirmek erken müdahale sayesinde ise mümkündür. Hem dil ve konuşma hem de eşlik edebilen başka bozukluklar için erken müdahalenin faydalı olduğu belirlenmiştir. Dil ve konuşma terapisti, dil gecikmesi için yapılan değerlendirme sonunda aileye çocuklarının dil gelişimini desteklemek için neler yapmaları gerektiğini öğretir. Bu sayede hedef stratejiler anne ve baba tarafından günlük rutinler içinde uygulanır. Araştırmalara göre eğittiği ebeveyn tarafından yapılan uygulamayla, uygun yaklaşımın dil ve konuşma terapisti tarafından yapılan uygulama arasında edinilen kazanımlar göz önüne alındığında fark yoktur. Bu yaklaşım dil ve konuşma gelişimini çocuklarda olumlu olarak desteklemektedir.

 
 
KAYNAKLAR
 
Glogowska, M., & Campbell, R. (2000). Investigating parental views of involvement in pre-school speech and language therapy. International Journal of Language and Communication Disorders, 35 (3), 391–405.
Hall, D. M. B., & Elliman, D. (2003). Health for all children (4th ed.). Oxford: Oxford University Press.
Kayiran, S., Şahin, S.A. and Sena, C. 2012. Pediatri perspektifinden çocuklarda konuşma ve dil gecikmesine yaklaşım. Marmara Medical Journal, 25(1): 1-4.
 
Toğram, B. and Maviş, İ. 2009. Aileler, öğretmenler ve dil ve konuşma terapistlerinin çocuklardaki dil ve konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerinin değerlendirilmesi. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 10(01): 71-85.

Erdem Psikiyatri Whatsapp Numarası